Antalya Fashion Week

PODYUMDA BAŞLAYAN YOLCULUKTAN, ULUSLARARASI DÜNYA SAHNESİNDE

MODA, ONUN İÇİN YALNIZCA ESTETİK BİR İFADE DEĞİL; BİR VİZYON, BİR DURUŞ VE UZUN SOLUKLU BİR YOLCULUK. SAHNENİN ÖNÜNDE BAŞLAYAN KARİYERİNİ, SAHNE ARKASINDA GÜÇLENEN BİR LİDERLİK ANLAYIŞINA DÖNÜŞTÜREN NADİR İSİMLERDEN BİRİ EDA MELTEM YILMAZ

EMY Organizasyon & Ajans’ı kurarak hayallerini planlara, planlarını kalıcı bir vizyona dönüştüren bu yolculuk, bugün Antalya Fashion Week ile Türkiye’yi uluslararası moda sahnesinde temsil eden güçlü bir hikâyeye dönüşüyor.

Sizi ilk kez tanıyacak okurlarımız için; Eda Meltem Yılmaz kimdir ve kariyerinizin temel yapı taşları nelerdir?

Antalyalıyım. Moda dünyasındaki yolculuğum 17 yaşında modellikle başladı. Genç yaşta podyumla tanışmak, sektörü çok erken gözlemleme ve disiplinini öğrenme fırsatı sundu. 23 yaşıma geldiğimde Antalya’da bir mankenlik ajansında modelliğin yanı sıra asistan olarak çalışmaya başladım; bu süreç, sahnenin yalnızca önünü değil, arka planını da öğrenmemi sağladı.

Uluslararası kariyerimde önemli bir dönüm noktası, Cairo Fashion & Tex’e davet edilen ilk Türk model olmamla gerçekleşti. 26 yaşımdan itibaren ise uluslararası güzellik yarışmalarında koreografi asistanlığı yapmaya başladım; birçok ülkede düzenlenen organizasyonlarda görev aldım. Zamanla koreografi alanında uzmanlaşarak Türkiye’de ve yurt dışında pek çok defilede koreograf olarak çalıştım.

Kahire, Belgrad ve Karadağ moda haftaları başta olmak üzere farklı ülkelerde düzenlenen moda etkinliklerinde, organizasyonların her aşamasında aktif rol aldım. Bugün geldiğim noktada; sahne önü kadar sahne arkasını da bilen, sürecin tamamına hâkim bir profesyonel olarak üretmeye devam ediyorum.

EMY’nin doğuş hikâyesini anlatır mısınız?

Mesleğe başladığım ilk yıllarda, ileride güçlü ve donanımlı bir organizatör olabilmek için birçok organizasyonun mutfağında aktif olarak görev aldım. Sahnenin görünen yüzünün yanı sıra planlama, kriz yönetimi ve üretim süreçlerini birebir deneyimlemek, bana organizasyon kültürünü ve disiplinini kazandırdı.

Bu birikimle 2010 yılında EMY Organizasyon & Ajans’ı hayata geçirdim. EMY’yi kurarken vizyonum; yaratıcı fikri, teknik altyapıyı ve uygulamayı tek çatı altında buluşturan, uluslararası standartlarda üretim yapabilen bütüncül bir organizasyon ajansı oluşturmaktı. Bugün EMY, benim için bir şirketten öte; uzun soluklu bir üretim anlayışının ifadesi.

Yaklaşık 15 yıldır moda şovları, lansmanlar, katalog çekimleri ve bayi toplantıları gibi pek çok organizasyonu başarıyla hayata geçiriyoruz. EMY bünyesinde model ajansı, fotoğraf stüdyosu, prodüksiyon hizmetleri, ses & ışık ve dekor planlama gibi tüm süreçleri kapsayan entegre bir yapı bulunuyor. Kısacası, bir organizasyonu A’dan Z’ye tasarlayıp tamamlayacak donanıma sahibiz. Son on yıldır ise Türkiye’de ve dünyada moda haftaları düzenleyerek bu vizyonu uluslararası ölçekte sürdürüyoruz

Eşiniz moda fotoğrafçısı Ehat Lekovic ile yollarınız profesyonel bir projede kesişiyor. Bu tanışma, zamanla hem kişisel hem de profesyonel bir ortaklığa dönüşüyor. Bu süreci anlatır mısınız?

Ehat ile 2010 yılında uluslararası bir moda organizasyonunda tanıştık. Başlangıçta tamamen profesyonel olan bu ilişki, zamanla güçlü bir iş uyumuna ve ardından kişisel bir birlikteliğe dönüştü. Evliliğimizle birlikte, moda fotoğrafçılığı ve organizasyon alanındaki deneyimlerimizi tek bir vizyon altında birleştirdik.

Merkezini Antalya’da konumlandırdığımız EMY Organizasyon & Ajans, bu ortak vizyon doğrultusunda Belgrad’daki şubesi aracılığıyla Avrupa’da aktif bir yapılanma kazandı. Böylece EMY, Antalya’dan doğan ve Avrupa’ya uzanan uluslararası bir moda organizasyon ajansı hâline geldi.

“Her projede kendi vizyonum ve yaratıcı dokunuşumla yeni bir hikâye yazmak; her etkinlikte farklı ve yenilikçi bir iz bırakmak, beni bu mesleğe daha da güçlü bağladı.”

Antalya Fashion Week fikri nasıl ortaya çıktı? Bu yolculuk nerede ve nasıl başladı?

Bu fikir, 20’li yaşlarımda verdiğim bir kararla filizlenmeye başladı. Yıllar boyunca Türkiye’de ve yurt dışında edindiğim organizasyon deneyimleri, modanın yalnızca podyumdan ibaret olmadığını; şehirlerin kimliği, kültürü ve hikâyesiyle anlam kazandığını bana gösterdi. Bu süreçte, Antalya’nın sahip olduğu tarih, doğa ve kültürel mirasın uluslararası moda sahnesinde çok daha görünür olabileceğine inandım.

Türkiye’nin dört bir yanında büyük etkinlikler düzenlerken, içimde hep kendime ve memleketime ait bir şey yaratma isteği vardı. Antalya’nın kültürel hayatının parçası olacak, bu şehre yakışan bir moda platformu hayal ettim. Akdeniz’in kalbinde yer alan, binlerce yıllık geçmişiyle modern ve dinamik bir şehir olan Antalya, bu hayalin en güçlü ilham kaynağıydı. Her şey basit bir soruyla başladı: “Neden olmasın?”

Bu hayal, 2016 yılında Antalya Fashion Week olarak hayata geçti. Eşim Ehat Lekovic’in desteğiyle güçlenen bu proje, bizim için bir moda haftasından öte; şehrimize duyduğumuz sevgi ve inancın bir ifadesi oldu. Antalya Fashion Week, Antalya’yı yalnızca bir turizm destinasyonu değil, yaratıcı endüstrilerde söz sahibi bir moda şehri olarak konumlandırmayı hedefleyen uzun soluklu bir marka yolculuğu olarak şekillendi.

Türkiye’de bir moda haftası düzenlemek kolay değil ama son derece heyecan verici bir süreç. En büyük zorluk, yerel kültür ile uluslararası standartlar arasında doğru dengeyi kurabilmek. Her şehrin kendi dinamiği, beklentisi ve moda algısı var. Antalya gibi turizm ve tarih açısından güçlü bir şehirde bu dengeyi sağlamak, çok özel ve hassas bir yaklaşım gerektiriyor.

Size göre, Türkiye’de bir moda haftası düzenlemenin en büyük zorluğu nedir?

Antalya Fashion Week’i ilk hayata geçirdiğimizde, burada büyük ölçekli bir moda etkinliği düzenlemek neredeyse imkânsız gibi görünüyordu. Tekstil üretimi sınırlıydı ve projeye uzun vadeli bakan çok az kişi vardı. Ancak inandık, risk aldık ve vazgeçmedik. Bugün Antalya Fashion Week, uluslararası alanda tanınan; esnek, dinamik ve güçlü bir moda platformu hâline geldi.

Sekiz yıldır dünyanın dört bir yanından tasarımcıları, markaları ve yaratıcı yetenekleri Antalya’da buluşturuyoruz. Antalya’nın yalnızca bir turizm destinasyonu değil, aynı zamanda moda ve sanat için de güçlü bir merkez olduğunu kanıtladık. En önemli zorluklardan biri, moda haftasının ne olduğunu doğru ve erişilebilir şekilde anlatmak; bir diğeri ise küresel kaliteyi korurken projeyi şehrin gerçekleriyle uyumlu hâle getirmek.Bugün Antalya Fashion Week, kendi felsefesi, enerjisi ve ritmi olan bir marka. Türkiye’de pek çok etkinlik için ilham veren bir model hâline gelmiş olması ise benim için büyük bir gurur.

Türk modasının şu anki aşamasını nasıl tanımlarsınız? Türkiye’nin küresel moda sahnesindeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana göre Türk modası her zaman güçlü bir altyapıya sahipti. Bugün ise bu güç, yalnızca geleneksel kodlarla değil; modern, yaratıcı ve cesur tasarımlarla küresel ölçekte kendini daha net ifade ediyor. Türk tasarımcıları artık yalnızca yerel sahnede değil; koleksiyonlarını uluslararası moda haftalarında sergiliyor, iş birlikleriyle küresel pazarda aktif rol alıyor.

Estetik açıdan Türk modasının, küresel markalarla rekabet edebilecek bir seviyede olduğunu düşünüyorum. İşçilik ve üretim kalitesi ise her zaman en güçlü yönlerimizden biri oldu. Bu sağlam temel, tasarımcılarımızın uluslararası başarısını daha sürdürülebilir kılıyor ve markalaşma süreçlerini güçlendiriyor.

Önümüzdeki yıllarda Türk modasının küresel sahnede çok daha görünür ve etkili bir konuma ulaşacağına inanıyorum. Türkiye’nin zengin kültürel mirası artık evrensel moda diliyle güçlü bir şekilde buluşuyor. Antalya Fashion Week olarak bu dönüşümün bir parçası olmak ve Türk modasını uluslararası platformlarda desteklemekten büyük bir gurur duyuyoruz.

Düzenlemekte olduğunuz moda haftalarında ve defilelerde koreograf olarak nelerden ilham alıyorsunuz?

Koreografi oluştururken kendimi yalnızca Avrupa ya da Asya ekseninde tanımlamıyorum. Türkiye, kültürel çeşitliliği son derece güçlü bir ülke ve bu zenginlik benim için önemli bir ilham kaynağı. Teknoloji çağında yaşıyoruz; bu da sahnede etkileyici gösteriler ve güçlü görsel dünyalar yaratmamıza olanak tanıyor. Ancak tüm bu modern yapıların içinde, müzikte, sahnede ya da hareket dilinde kültürümüze ait bir izi mutlaka yansıtmayı seviyorum. Çünkü sahnede gerçek etkinin, evrensel bir anlatımla yerel ruhun dengeli biçimde buluştuğu noktada ortaya çıktığına inanıyorum.

Koreografi, bir defilenin yalnızca akışını değil, hafızada nasıl yer edeceğini belirler. En iyi koleksiyon bile doğru bir koreografiyle desteklenmediğinde etkisini kaybedebilir. Podyum sadece bir yürüyüş alanı değildir; tempo, duruş, bakış, müzik ve mekânla kurulan ilişki bir bütündür. İyi bir koreografi, tasarımcının anlatmak istediği hikâyeyi görünür kılar ve izleyiciyle duygusal bir bağ kurar. Defileyi güçlü yapan en önemli etken de budur: koleksiyonun ruhunu doğru bir ritimle sahneye taşımak. Benim için koreografi, tasarım ile izleyici arasındaki en güçlü tercümandır. Doğru kurgulandığında bir defileyi sadece izlenen değil, hatırlanan bir ana dönüştürür. Bu noktada en önemli unsurlardan biri de, modellik eğitimi almış, sahne dilini bilen modellerle çalışmaktır; çünkü güçlü bir koreografi, doğru bedenlerle gerçek karşılığını bulur.

”KOREOGRAFİ, TASARIMIN BEDENE BÜRÜNMÜŞ HALİDİR”

Bugüne kadar elde ettiğiniz başarılar içinde sizi en çok gururlandıran hangisi?

2022 yılı, Antalya Fashion Week’in 5. yılıydı ve benim için unutulmaz bir dönüm noktası oldu. Etkinlik sona erdiğinde, davetlilerden ziyade tüm ekibin beni alkışladığı o anı asla unutamam. Yıllarca süren emek, tutku ve fedakârlığın ardından, Antalya Fashion Week’in dünya moda takvimine girdiğini görmek tarifsiz bir gururdu. O an, sadece bir organizasyonun değil, büyük bir hayalin gerçekleştiğini hissettiğim en özel anlardan biriydi. Muhteşem bir ekiple, büyük bir özveriyle hepimizin ortak başarısıydı. Hayalini kurduğum organizasyon hayata geçmiş ve herkesin emeğiyle anlam kazanmıştı.

”HAYALLERİMİN PEŞİNDEN KOŞTUM, ASLA PES ETMEDİM VE BUGÜN ANTALYA FASHION WEEK 10.YILINA EMİN ADIMLARLA İLERLİYOR.”

Antalya Fashion Week’i yıllar sonra nasıl bir miras olarak görmek istersiniz?

Antalya Fashion Week, yalnızca defilelerle anılan bir etkinlik değil; Antalya’nın kültürel hafızasına kazınmış, ilham veren bir yaratıcı platform olarak hatırlanmasını isterim. Şehre değer katan, gençlere alan açan ve Türkiye’nin moda vizyonunu dünyaya taşıyan kalıcı bir miras bırakmak en büyük hedefim.

Moda dünyasına adım atmak isteyen genç tasarımcılara en önemli tavsiyeniz ne olurdu?

Sabırlı olmaları ve kendi seslerini bulmadan vazgeçmemeleri. Moda çok hızlı bir dünya gibi görünse de, kalıcı olanlar disiplinli çalışan, öğrenmeye açık ve kendine sadık kalanlar oluyor. Trendleri takip etmek önemli ama asıl farkı yaratan, kim olduğunuzu tasarımlarınıza yansıtabilmek. Bir diğer kritik nokta ise doğru isimlerle, doğru platformlarda görünür olmak. Podyum, bir tasarımcının en güçlü vitrini; bu nedenle nerede ve nasıl sahnelendiğiniz, kariyerinizin yönünü belirleyen en önemli unsurlardan biri.

Kariyeriniz boyunca sahnenin önünde de arkasında da yer aldınız. Bugün geriye dönüp baktığınızda, sizi siz yapan en belirleyici dönüşüm hangisiydi?

Benim için en belirleyici dönüşüm, kontrol etmeyi öğrenmekten çok süreçlere güvenmeyi öğrenmek oldu. Kariyerimin ilk yıllarında her detayı birebir yönetmek isterken, zamanla doğru ekipleri kurmanın ve sorumluluk paylaşmanın gerçek gücü yarattığını fark ettim. Sahnenin önünde olmak bana vizyon kazandırdı, arkasında olmak ise disiplini ve dayanıklılığı öğretti. Bu iki deneyimin birleşimi, bugün beni daha sakin, daha net ve daha sürdürülebilir düşünen bir organizatör hâline getirdi.

Bugün geriye dönüp baktığınızda, genç Eda Meltem Yılmaz’a ne söylemek isterdiniz?

Daha az kaygılanmasını ve sezgilerine daha çok güvenmesini söylerdim. Zamanla anladım ki, iç sesinizi dinlediğinizde yol sizi zaten olması gereken yere götürüyor.

Legends Fashion Magazine okurları için modaya, hayata ve cesur olmaya dair tek bir cümlelik mesajınız ne olurdu?

Cesur olun, çünkü sizi gerçekten siz yapan şey; kalabalığın değil, kendi hikâyenizin peşinden gitmektir.